1 Şubat 2009 Pazar

Bahara Özlem

Toprağın renk ve biçim cümbüşü baharı,baharın nefeslerimizi kesen güzellikteki çiçeklerini özleyen gözlerimize minik bir ziyafet...

Balkonumuzdaki japongülü yaz boyu,hatta taa aralık ayına kadar bu güzelliği gözlerimize sundu.Yeniden bu canlı kırmızıyı görebilmek için özlüyoruz baharı.


Kırların iddiasız , eşsiz , sade beyazını siz de özlemediniz mi?


Bence hiçbir yoruma ihtiyacı yok bu şahaneliğin.
Bu ikiz kardeşler sadece serçe parmağımın tırnağı büyüklüğündeydiler.


Dakikalarca baksam bıkmam.Ya siz?

Ya bunlara ne dersiniz...
Renginden mi, şeklinden mi ,canlılığından, diriliğinden mi söz etsem?
Çok mütevazı,ama güzelliği tartışılmaz.
Şu beyazlığın temizliğine bakar mısınız?

Benim dilim dönmüyor ,gözlerim kamaşıyor

Tamam,bunların güzelliklerini anlatmaya benim kelimelerim yetmiyor.Onları bu anlatılmaz güzellikleriyle göreceğimiz baharı da çok özledim özlemesine,ama hala kış aylarındayız.E... o zaman hani kar?Yeniden bembeyaz pamukçukları gökten titreşerek dökülürken görmeyi istiyorum.Toprağı suya,gözlerimizi beyaza doyuracak kara ihtiyacımız var.Allah'ım tekrar kar gönder bize...Amin.








25 Ocak 2009 Pazar

Kar Gelmeden Önce

Fotoğraf çekmeyi,özellikle doğa fotoğrafları çekmeyi çok seviyorum.Çektiklerimi paylaşabilme fırsatını ise pek bulamıyorum.Bugün küçük bir seçki yapmak istiyorum.İzleyeceğiniz görüntüler Ankara'ya ilk kar yağmadan önce,Aralık ayında çekildi.Çok güzel pek çok karenin arasından seçildiler.Umarım benim gözümün gördükleri sizi de hoşnut eder.Buyrun...
Küçük göletimizde gün batmak üzere...
Sonbahardan kalanlar...


Yansıma...


Aralık ayının ortasında taze bahar görüntüsü...



Sükunet ve huzur ...



3 Ocak 2009 Cumartesi

Finlandiya'da Yaz...

Geçtiğimiz temmuz ayında 20 günlük bir Finlandiya gezisi yapmıştım,ancak izlenimlerimi aktarma fırsatı bulamamıştım.Bugün o tatilin fotoğraflarına bakarken yazma gününün geldiğine karar verdim.Dijital makinalar iyi ki var dedim kendi kendime.Eğer makinam dijital olmasaydı hayatta bu kadar fotoğraf çekemezdim.Yüzlerce fotoğraf arasından yaptığım seçkiyle Finlandiya izlenimlerimi aktaracağım.


İşte Helsinki pazarından bir görüntü.Hayli ilerlemiş yaşlardaki iki hanım bir yandan örgü örerken diğer yandan ördüklerini satıyorlardı.Bizim pazarlarımızdaki tezgahlardan ve bizim kadınlarımızdan pek de
farklı görünmüyorlardı.



Yine Helsinki'den bir kilise.Çok zarif ve sade bir mimarisi vardı.Kilisenin içi de dışı kadar sadeydi.Stockholm'de gezdiğimiz insanın içini kasvetle dolduran gösteriş, şatafat,görkem ve karanlıktan eser yoktu.Bir mabede yaraşır temizlik saflık ve huzur egemendi.




Finlandiya'da hirvi diyorlar bu kuzeye özgü boynuzlu hayvana.Helsinki'de bir müzenin bahçesindeydi bu heykel.Hirvi sığırla geyik arası bir hayvan ve ormanda ağaçlar ya da taşlar üstünde oluşan bir tür yosunla (yakala diyor Finlandiyalılar) besleniyormuş.


Yukardaki görüntü Finlandiya'nın liman kenti Turku'dan.Turku Kalesi...




Turku limanından ayrılan gemimiz Stockholm'e doğru yol alırken sayısız küçük adanın arasından geçti.Turku Adaları deniyor bu adalara.Güneş adaların ardında batarken saatlerimiz 23.50 civarlarındaydı.Bu muhteşem manzaranın eşliğinde bir süre devam etti gemi yolculuğumuz.Zaten güneşin yokluğu da çok uzun sürmüyor.Finlandiya'da kaldığım yirmi gün boyunca havanın tamamen karardığını hiç görmedim.Bizim buralarda akşamüstü gördüğümüz alacakaranlık düzeyine ancak geliyor ortalığın kararması,kısa süre sonra da yeniden güneşin pırıl pırıl aydınlığı...



Alevlenen bulutlar da Tampere'den.Ardından gelecek şahane günbatımı manzarasını maalesef çekemedim;çünkü makinamın pili bitti.


Tampere'deki hobi bahçelerinden bir görüntü.Şehir merkezinde kent sakinlerine kiralanan küçücük arazilerde insanlar toprakla uğraşıyorlar,ne isterlerse onu yetiştiriyorlar.Avuç içi kadar arazilerin içinde nohut oda bakla sofa misali birer de kulübecik var.İnsanlar bu minicik bahçelere öyle özenmişler ki,uzun süre ayrılmak istemedik bu güzelliklerden.Bu el arabası da o bahçeler içinde farklılığıyla göze çarpıyordu.


Tampere merkezde modern mimarisiyle ilgi çeken bir kilise:Kalevan Kirke (Kaleva Kilisesi).Kilise evmize çok yakındı.Buna rağmen yirmi günde sadece bir kez çan sesi duydum.Çünkü Finliler için din bir kültür ögesi olmaktan öte pek bir anlam taşımıyor.O bildiğimiz geleneksel pazar ayinleri filan da pek yokmuş artık.




Yine bir gün batımı manzarası.Karvia ormanından.Saat 23 civarları...Ama güneş kaybolmamakta ısrarlı,''batsam mı batmasam mı'' tereddüdüyle ağaçların arasından ışımaya devam ediyor.Bu ormanda bir geceyi kamp çadırında geçirdik.Pia bizi orman evinde ağırladı,hayatımda ilk kez saunaya girdim.Saunada nefessiz kalınca can havliyle kendimi ormanın serin havasına attım.Saunada Koivu ağacından toplanan dallarla ''vihta''landık.Sauna çıkışında cildimiz ipek gibi olmuştu bu ağacın kokulu yağı sayesinde.


Valkiakoski kasabasında gölün sularında halı yıkayan bir kadın...Gölün yüzeyine kurulmuş bir iskelenin üzerinde insanların bellerine kadar gelen oyuklar açılmış.Bu oyuklara girip halıyı iskelenin üstüne seriyorlar,gölden aldıkları suyla bellerini çok zorlamadan halılarını yıkıyorlar.Biz geriden pek yorulmadıklarını düşündük ama bir de onlara sormak lazım tabii...



Helvetinjarvi'de nilüferler...


Helvetinjarvi'nin yukardan görünüşü.Türkçesi Cehennem Gölü demek.Adını karanlık renginden almış.Gölün kıyısına inebilmek için bir yarı aşmak gerekiyor.Çok zor olduğunu söyleyemeyeceğim,ben kolayca indim;ama inemeyenler için tahtadan merdivenler yapılmış.Bu yara da Helvetinkolu diyorlar.Bakmayın adını cehennemden almasına ,cennetten birer köşeydi her bir yanı.



Bu mezar taşları Tampere mezarlığındaydılar.Bir çok Finli mezarının yanından yöresinden geçtikten sonra birden bir köşe başında karşıma çıkan bu mezarlar beni çok şaşırttılar.Finlandiya'da çok sayıda müslüman Tatar yaşadığını biliyordum ama böyle aniden karşıma ay ve yıldızlı mezarlar çıkınca küçük bir şok geçirdim.Üzerlerinde de hem latin hem de arap harfleriyle yazılmış yazılar vardı.Aldığım eğitimden dolayı arap harfleriyle yazılmış bölümleri okuyabildiğimde bir kez daha şaşırdım.Çünkü tamamen Türkiye Türkçesiyle yazılmışlardı.Tatarların Türk asıllı olduğunu biliyordum ama dillerinin farklılaşmış olacağını ,dolayısıyla anlayamayacağımı düşünmüştüm.Ama hiç de öyle olmadı.İlerleyen günlerde Tatar bir hanımla da tanışıp sohbet etme şansım olduğunda çok rahat Türkçe anlaşabildik.Daha sonra belki o sohbetten de söz ederim.


Neyse, evinde misafir olduğum Türk arkadaşım bu mezarların Sovyet rejiminden kaçıp Finlandiya'ya sığınan ilk kuşak Tatarlara ait olduğunu söyledi.Yurdumdan binlerce kilometre uzakta birden kendimi anavatanımda yakın akrabalarımın mezarı başındaymış gibi hissettim,çok duygulandım,hemen yanıbaşlarında bir fatiha okudum ruhlarına.


Bugün Finlandiya'da yaşayan torunları dinlerini ve kültürlerini yaşatarak bu memleketin birer yurttaşı olarak yaşamlarını sürdürüyorlar.Toplum hayatında hak ettikleri yeri almışlar,entellektüel düzeyleri de oldukça yüksek ve etkin bir toplulukmuş Tatarlar.

Bu tatlı yaratıklar da Tampere'yi kuşatan göllerden biri olan Pyhejarvi'de yağmur altında bir ördek ailesinin yavru mensupları...
Finlandiya izlenimleri şimdilik bu kadar.Daha anlatılacak çok şey var,belki onlara da bir gün sıra gelir.

27 Aralık 2008 Cumartesi

25 Aralık 2008 Perşembe

Kar Fısıldıyor

Doğanın mucizevi sürprizinin aydınlığını hissederek uyandım sabahın altısında .Benzersiz bir temizlik ve saflık çağrışımı.Uçsuz bucaksız,erimsiz yetimsiz,ulaşılmaz bir aklık...Allah'ın hala bizi unutuşuna terk etmediğinin mükemmel kanıtı... Hala onun rahmet elinin üstümüzde olduğunu mutlu bir rehavetle hissediyoruz....Nasıl özlemini çekiyorduk bu sonsuz beyazlığın,temizliğin,saflığın.Giderek kirliliğin sınırlarını zorlayan hayatlarımıza ansızın yağdı tüm hafifliği,uçuculuğu ,serinliği...Eriyip gidene kadar dünyamızı kendi temiz rengine boyayacak.

Sesini yankılayarak konuğu olacak toprağın.Kulakların değil ,belki yüreklerin işiteceği bir ses .İncecik bir tüy yumuşaklığında bir fısıltı...Duyulur duyulmazlığıyla tam karşıt bir ulaşılmazlığı ,kavranılamazlığı,sonsuzluğu haykıran bir fısıltı...Sonu olmayanın yanıbaşındaki bilinç yoksunu zavallılığımızı ...Hayatın sonsuzluğunun bilincini sessizce zerk ediyor ölümlü bedenlerimizin zerrelerine.Kocaman bir sessizlikle ,binlerce,yüz binlerce yıllık bilge suskunluğuyla örtüp yer yüzünün bütün sivriliklerini, anlatıyor derin derin, fısıl fısıl...Sayılamaz zamanlar yaşındaki döngüsüyle toprağa su olup karışana kadar konuşacak bizimle.Yok oluşun yok olduğunu bağıracak,dönüşümün,değişimin,gerçekliğini haykıracak.Ölümü çağrıştırırken yaşamın sonsuzluğunu öğretecek elif elif...

4 Ağustos 2008 Pazartesi

Finlandiya'dan tadımlık görüntüler...

Sevgili günlükçüler merhaba,ben geldim.Karabatak gibiyim değil mi?Bir görünüp bir kayboluyorum.Yine epey ara verdim ,kusura bakmayın.Ama bu arada hiç boş durmadım,mantı işi aynı karar devam ediyor.Üstelik 20 günlük bir Finlandiya gezisi bile yaptım bu arada.Muhteşem bir doğası var bu ülkenin,bizim Doğu Karadeniz'i andırıyor biraz.Beni en çok etkileyen ise güneşin gece 12'de bile ortalığı aydınlatmaya devam etmesiydi.İlk üç gün her gece saat başı uyanıp güneşi kolaçan ettim,sonraki günler biraz alıştım bu duruma.Orada çocukluk arkadaşım Dilek ve eşi Charlie'nin evlerinde kaldım.Beni büyük bir konukseverlikle yirmi gün boyunca ağırladılar,gezdirdiler,onlara sonsuz teşekkürlerimi iletiyorum.Birkaç Finlandiya fotoğrafı ekleyeyim,sonra bir ara yine fırsat bulursam oralardan bahsederim sizlere.Hadi şimdilik hoşçakalın...

Yukardaki fotoğraf Dilek'in Nokialı arkadaşları ile mantı partisi öncesinde çekildi,fotoğrafı tabaklar doluyken çekmeyi herhalde karın doyurma derdine düştüğümüzden düşünememişiz.


Bu mantıları o gün afiyetle yedik Nokialı konuklarımızla.Laf aramızda mantıya bayıldılar,ben de bir Türk yemeğini başarıyla sunmaktan dolayı çok mutlu oldum.

Bu güzel görüntü de Sorsapuisto'dan(Türkçesi,Kazparkı)...

Helsinki pazarında Türk kirazı,litresi 5 euro...

25 Mayıs 2008 Pazar

Selam arkadaşlar,bu mantı işi acaip tuttu.Vallahi bırakın bloga yazı yazmayı bazan evimin işlerini bile yetiştiremediğim oluyor.Allah'a çok şükür ,işlerim beklediğimden de iyi.Kaliteli ve temiz gıda her zaman tüketiciye ulaşıyor.Şimdilik bu bir kaç satırla kalsın,ben gidiyorum.Nereye mi?Tabii ki mantı yapmaya...Hoşçakalııın...