31 Aralık 2007 Pazartesi

YENİ YILINIZ KUTLU OLSUN (foto:Hayalevi)

30 Aralık 2007 Pazar

Kahvaltı soframız










Merhabalar...


Bugün kahvaltıya ailenin beş üyesi de katılacak olunca farklı bir şeyler yapayım dedim.Daha önce bloglardan birinde rastladığım soğan çubuklarını denedim,aslında farklı bir lezzet ama akşam yemeğinde garnitür olarak daha uygun olur gibime geldi.Yine de çocuklar severek yediler.Tarifi aşağıda...


Soframızda bir de sucuklu omlet vardı.Sucukları kardeşim kurban etinden imal etti;komşuda pişti,bize de düştü anlayacağınız.Çocuklar anında mideye indirdiler tabii.Hepiniz daha güzellerini yapıyorsunuz eminim,ama ben de kendi tariflerimi yazayım.

Soğan Çubukları (beş kişi için)

Malzemeler:3 orta boy soğan

3 yemek kaşığı un

1 su bardağı galeta unu

1 yumurta

yeteri kadar tuz,istenirse karabiber eklenebilir .

Sıvıyağ (kızartmak için)

Yapılışı:Soğanları rendeleyip diğer malzemeleri karıştırın,elde ettiğiniz hamura çubuk şekli vererek kızgın yağda kızartın.

Sucuklu omlet (beş kişi için)

Malzemeler:5 yumurta

çeyrek kangal sucuk

kaşar peyniri rendesi

tuz,yağ

Yapılışı:Bir kapta yumurtaları tuz katıp çırpın. Büyük bir teflon tavaya yeteri kadar yağ koyup eritin,çırptığınız yumurtaları tavaya dökün,ocağı kısın.Diğer tarafta sucukları doğrayın ,kaşarı rendeleyin.Sucukları eşit dağılacak şekilde tavaya ekleyin,tavanın ağzını kapatın.İndirmeye yakın rendelenmiş kaşar peynirini serpin,kapağı bir süre daha kapalı tutun.Sucuklu omleti büyük bir servis tabağına alıp dilimleyerek servis yapın.Afiyet olsun.

Bugünün asıl önemli gelişmesi şu:İlk defa kurabiye süsledim,hem de royal icing ile.Royal icing tarifini Pastacı Burcu Gençoğlu'ndan aldım.Çok zor olacağını düşünüp denemekten kaçınıyordum,ama hiç de düşündüğüm gibi olmadı.Kurabiyeler daha önce defalarca yaptığım,beni hiç utandırmayan marmelatlı kurabiye tarifi.Şimdi anlatıyorum.

Süslü kurabiyeler

Malzemeler:

Kurabiye için:1 paket margarin (oda sıcaklığında)

2 kahve fincanı pudra şekeri

1 kahve fincanı sıvı yağ

2 yumurta(birinin beyazını ayırın,kullanmayacağız)

1 paket kabartma tozu,


1 paket vanilya


alabildiği kadar un

Royal icing malzemeleri:

Pastacı'dan aldığım ölçüleri ben biraz değiştirdim,şöyle

250 gram pudra şekeri

2 yumurta akı

bir tatlı kaşığı limon suyu

renklendirmek için gıda boyası

Kurabiyenin yapılışı:

Bütün malzemeyle kulak memesinden biraz yumuşak hamur yapıyoruz.Fırınımızı 170 dereceye ayarlayıp ısıtıyoruz.Hamurdan iri parçalar kopartarak merdaneyle 1 cm. kalınlığında inceltip kurabiye kalıplarıyla şekil veriyoruz.Şekillendirdiğimiz hamurları tepsimize dizelim,fırına verelim.Kurabiyeler pişerken royal icingi hazırlayalım.

Royal icingin yapılışı:Gıda boyası dışındaki malzemeleri mikserle güzelce karıştırıyoruz,elde ettiğimiz royal icingi ikiye bölüp yarısını beyaz bırakıyoruz,geri kalan yarıyı ben ikiye böldüm,çünkü iki renk boyam vardı. Gıda boyasını kürdanın ucuyla alıp iki ayrı kaptaki royal icingimizi de renklendirelim

Kurabiyeler pembeleşince fırından çıkaralım,soğumasını bekleyeceğiz,çünkü royal icing içinde şeker olduğu için eriyip akabilirmiş.Ben de çabucak soğuması için balkona koydum.

Royal icingle süsleme yapabilmek için kaç renk ise o kadar sayıda külah hazırlayalım.Külahların açılmaması için birleştirdiğimiz yerden bantlayalım. Sonra da royal icingi bu külahlara doldurup alt kısımlarında açtığımız minik deliklerden soğuyan kurabiyelerin üzerine istediğimiz şekilde sıkalım. Benim kurabiyelerim aşağıda,nasıl buldunuz?Valla ben çok beğendim,ilk deneme için oldukça iyiydi bence.Tabii süsleme bizim kızların çok hoşuna gitti; onlar da süslemeye katkıda bulundular zevkle.
























Bu ölçüdeki royal icing benim kurabiyelere fazla geldi,ben de hemen bir kek yaptım,düz bir tepside pişirdim.Yine keki de soğuttuktan sonra kalan royal icingi kekin üstüne tamamen yaydım.Royal icing çok şekerli olduğu için kekin şeker ölçüsünü iyice azalttım.Kekin görüntüsü de aşağıda.




Deneyeceklere afiyet olsun...

22 Aralık 2007 Cumartesi

BEN DE BAKLAVA YAPTIM


Bayram için baklava yapmaya karar vermem çok kolay olmadı.Daha önce birkaç farklı tarif denemiş,hayal kırıklığı olmasa da büyük bir mutluluk da yaşamamıştım bu deneyimlerde.Televizyondaki yemek programlarından birinde tesadüfen bu baklava tarifini görünce yapabileceğim kanısına vardım,denedim; bence fena olmadı.Bayramda gelen konuklar da beğendiklerini söyleyince günlüğüme eklemek şart oldu.
Aşağıda verilen ölçüler 30 cm. çapında bir tepsi içindir.
Malzemeler
Hamuru için:
3 su bardağı un
1 çorba kaşığı sirke
2 yumurta
1 çay kaşığı süt
yarım çay bardağı sıvıyağ
1 tutam tuz
Üzeri için:
3 çorba kaşığı tereyağ
Şurup için
2 su bardağı şeker
1 su bardağı su
Açmak için
1 su bardağı mısır nişastası
Baklavanın arasına koymak için bir su bardağı ceviz içi.

Yapılışı:
1-İlk olarak şurup malzemelerini bir tencerede kaynatıp birkaç damla limon sıkarak bir kenara alıyoruz.
2-Hamur malzemelerimizi yoğurma kabımıza alıyoruz,kulak memesinden biraz daha sert bir hamur elde ediyoruz.Hamurumuzu yirmi küçük parçaya ayırıp bezeler haline getiriyoruz.Hamurların üzerini nemli bir bezle kapatıyoruz.
3-Başka bir kapta cevizleri eziyoruz,biraz irice ve dişe dokunur olması iyi olur.
4-Dinlenmiş hamurun her bir bezesini merdaneyle biraz inceltiyoruz,on taneye tamamlayınca aralarına bol nişasta ekip üst üste koyuyoruz,merdaneyle onunu birden incecik oluncaya kadar açıp yağladığımız fırın tepsimize yayıyoruz.Kenardan taşanları bıçakla tepsiye göre düzeltiyoruz.
5-Bu kata ceviz içini serpiyoruz.Her tarafa eşit gelmesine dikkat edelim.
6-Geriye kalan on bezeyi de aynı şekilde açıp cevizlerin üzerine yayıyoruz,düzeltilmesi gereken yerleri düzeltiyoruz.
7-Bir tavada üç kaşık tereağını eritiyoruz
8-Keskin bir bıçakla hamurumuzu dilediğimiz biçimde dilimleyip erittiğimz tereyağını yine her yer eşit gelecek şekilde gezdiriyoruz; tesiyi 180 derecedeki fırınımıza sürüyoruz.
9-Üzeri pembeleşen baklavamızı fırından çıkartıp biraz ılıtıyoruz,ılık şerbetle baklavamızın son adımını tamamlıyoruz.
Umarım dener ve beğenirsiniz,afiyet olsun.

12 Aralık 2007 Çarşamba


BİR YEMEK İCAT ETTİM (GALİBA)
Bugün mutfağa girdiğimde elimdeki malzemelere baktım ve değişik bir yemek yapmaya karar verdim.Gelen ilhamın yönlendirmesiyle yaptığım bu yemeğe ''fırında kabak sarma'' adını verdim.Bilmem uygun düştü mü?Sizin daha güzel bir öneriniz varsa değiştirebiliriz.Kullanılan malzemeler ve pişirme yöntemiyle çok sağlıklı bir lezzet oldu.Fakat bunların iyi olması yemeğimizi mükemmel kılmıyor,onun için tadına bakmamız gerekiyor.Servis yaptıktan sonra eşimin ve çocuklarımın gözlerine baktım ilk tepki ışığını kaçırmamak için.Onlardan da lezzet onayını alan yemeğimiz bundan sonra soframızı sık sık şenlendirecek galiba.Bakalım sizler de beğenecek misiniz?Belki de buna benzer bir yemeği siz zaten yapıyordunuz,olsun,ben yine de bu yemeği icat ettim!...

FIRINDA KABAK SARMA
Malzemeler:1 kilo kabak
300 gram tavuk göğüs eti
2 yemek kaşığı sıvı yağ
1 orta boy kuru soğan
3 sivri biber
4 orta boy domates
4 orta boy patates
1,5 çaybardağı süt
dereotu,tuz ,karabiber ,kırmızı biber
Yapılışı:1-İlk iş olarak patatesleri güzelce haşlıyoruz.
2-Kabakların kabuklarını soyup boyuna ince ince dilimleyelim,her bir kabaktan beş dilim çıkıyor.
3-Dilimlediğimiz kabakları buharda iyice yumuşatalım.(Ben genişçe bir tencereye su koydum,üzerine oturttuğum ızgaraya kabak dilimlerini koydum,onun da üstüne bir kapak kapayarak kabakları yumuşattım.)Yumuşayan kabakları bir kenara koyalım.
4-Tavuk etini küp küp doğrayıp sıvı yağda soteleyelim.Etlerin üzerine kurusoğan ve yeşil biberi ekleyip sotelemeye devam edelim.En son doğranmış domatesleri de tenceremize koyalım.İnce kıyılmış dereotunu koyduktan sonra ocağımızı söndürelim.
5-Haşlanan patatesleri soyup 1,5 çay bardağı sütü ve biraz da tuz ekleyerek püre haline getirelim.İsterseniz püreyi karabiber ve kırmızı biberle tatlandırabilirsiniz.
6-Fırın tepsimizin dibini yağlayalım,ya da pişirme kağıdını tepsimize serelim.
7-Hazırladığımız kabak dilimlerine tavuk sotemizden bir yemek kaşığı alıp güzelce saralım,tepsimize dizelim.Her bir sarmanın üzerini patates püresiyle kaplayıp tepsiyi fırına verelim.170 derecedeki fırında 50 dakika pişirelim.Yemeğimiz hazırdır,afiyet olsun...

5 Aralık 2007 Çarşamba

ÜRGÜP USULÜ GİÇİLİ, PEYNİRLİ MANTI



Günlüğüme ilk yemek tarifimi yazıyorum,özellikle de kendi yöreme ait bir yemeği yazmak istedim.Belki bu yemeğin benzer şekilleri pek çok yöremizde yapılıyor.Ancak benim tarifimin farkı giçili olması.

















Önce giçi nedir,onu anlatayım.Bildiğimiz kaynamış sütün soğuduktan sonra üzerinde oluşan kaymağını bir tavaya alıyoruz.Birazcık da tereyağı koyuyoruz aynı tavaya.Kaymağı bu tavada kızartıyoruz,kızartırken tuz eklemeyi unutmuyoruz,tuzsuz giçi mantıya istediğimiz lezzeti vermiyor çünkü.İşte giçi budur.Yukarda da resmini görüyorsunuz.




















Mantının ilk aşaması hamurun yoğrulması.Bunun için 4 çay fincanı un,1 yumurta,bir tatlı kaşığı tuz (arzuya göre azaltılabilir,daha fazla atmayınız.) ve su.Bu malzemelerle sertçe bir hamur yoğuruyoruz.Hamurumuzu nemli bez altında 15 dakika dinlendirirsek açmamız daha kolay olur.Bu ölçülerle yapılan hamurdan iki beze çıkıyor,bu da 4 kişilik bir aileyi doyurmaya fazlasıyla yetiyor.



Geldik hamurun içine koyacağımız harcı hazırlamaya.Bunun için yağlıca bir beyaz peynirden 250 gram kullanmamız yetiyor.Aslında bulunabilirse bizim oraların (Nevşehir-Kayseri) salamura peyniri ya da çömlek peyniriyle daha da güzel olur.Peynirin içine bolca maydanoz kıyıyoruz,karabiber ve kırmızı biber ekleyerek harcımızı da tamamlamış oluyoruz.



Hamurun açılması ve mantıların doldurulması aşamasında bize yardımcı olacak mümkünse eli çabuk,becerikli arkadaşlara ihtiyacımız olabilir.Gerçi açıkgünlük (blog) dünyasının becerikli,hünerli hanımları bu işin üstesinden kolaylıkla geleceklerdir.Şimdi size hamur açmayı öğretecek değilim,haddim değil böyle bir şey .Ama mantının sıkılmaya hazır hale gelmesi aşamalarını resimledim,onları sunacağım sizlere.



















Yukarda gördüğünüz aşamalar sonunda hamurumuz mantı haline gelmeye hazır oldu. 2x2cm. boyutlarında kare şeklinde kestiğimiz her bir hamur parçasına hazırladığımız peynirli harçtan yeteri kadar koyup üçgen şeklinde kapatıyoruz.Hamurumuzun kuruyup kapatılamaz hale gelmemesi için arada sırada hepsini bi havalandırmamız yararlı olur.Kapattığımız üçgenleri de kuruyabilmeleri,birbirlerine yapışmamaları için birbirinden uzak tutmakta fayda var.Eğer mantımızı hemen pişirmeyeceksek bir tepsiyle buzlukta biraz beklettikten sonra buzdolabı poşetlerine doldurup derin dondurucuda uzun süre saklayabiliriz. Eğer o gün afiyetle yenmek üzere yapılmışsa mantılar, o zaman şu aşamalardan geçirdikten sonra midelere gönderebiliriz.


Eveeet...bütün mantılarımızı sıkıp hazırladık.Önce mantımızın sosunu hazırlamalıyız ki haşlanan mantımız suda hiç beklemeden,yumuşamadan,diri diri servis yapılabilsin.Zaten daha önce giçimizi hazırlamıştık.Sos ve giçiyi tam servis sırasında birazcık ısıtmamız yeterli olacak.Sos için bir çorba kaşığı tereyağı ve iki çorba kaşığı domates salçasına ihtiyacımız var.Bildiğiniz şekilde bu malzemelerle salçalı sosu da hazırladıktan sonra orta boy bir tencereye suyumuzu koyuyoruz.Kaynayan suya tuzumuzu ekliyoruz,mantıların hepsini bir defada kaynayan suya salıyoruz.Bir tahta kaşıkla mantıları karıştırıyoruz.Mantılar önce dibe çöker,piştiği zaman hepsi su yüzüne çıkar.Peynirli mantının pişme kıvamını kaçırmamak lazım,lezzetini kaybeder.Emin olmak için pişmekte olan mantıdan alıp kontrol edebilirsiniz.Pişen mantılarımızın üstüne biraz soğuk su alıp dirilmelerini sağladıktan sonra mümkünse hiç suyunu süzmeden servis yapmalıyız;peynirli mantı sulu yenir çünkü.


Pişen mantılar servise hazır hale geldi,tabaklara suluca aldığımız mantıların üzerine önce salçalı sosu sonra da giçiyi gezdiriyoruz;bu mantıya karabiber çok yakışıyor,tavsiye ederim.Giçili mantımızı sıcak sıcak,hatta ağzımız yana yana afiyetle yiyoruz.


Bu arada, değerli günlükçüler, ben çok acemi olduğumdan resimlerimin kalitesi ,sayfa düzeni henüz istediğim gibi değil.Ama merak etmeyin hatalarımdan yola çıkıp en güzeli bulmaya çalışma konusunda gayretliyimdir.Hepinize afiyet olsun...







4 Aralık 2007 Salı












Merhaba,


Günler sonra yeniden buradayım,.Geçen hafta bugün birkaç günlük bir gezideydim.Niğde,Nevşehir,Kayseri üçgeninde birkaç gün...


Pazartesi günü yola çıktım,gece 11'de Niğde'deydim;o geceyi ve ertesi günü Niğde'de,Sabite,Canan,Fikriye ve Muzaffer ağabeyle beraber geçirdim.Altı yıl önce ayrıldığım bu şehre iki yıldır hiç gitmemiştim.Bu iki yıl içinde çok büyük bir değişim geçirmiş Niğde.Sabitelerin bağına gittik;bu bağ hayata geçerken onların yanındaydım;hatta birkaç ağaç da ben dikmiştim.Bağı da çok değişmiş buldum;diktiğim ağaçların ikisi kurumuş,biri de can çekişiyordu.İnşaallah yeniden can bulur,baharda çiçeklerle donandığı haberini alırım Sabite'den.


Aynı gün iki saat kadar Canan'a uğradık,yeni evine taşınmış,ikiz oğlanlar,kızı Hale ve Kibar beyle hayatını sürdürüyor.Akşam beşe Nevşehir'e bilet almıştım,gitmeden Fikriye'yi de görmek istedim ama derste olduğu için telefona cevap veremedi.Neyse gitmeme yarım saat kala onunla da görüştük;beni hep birlikte terminalden yolcu ettiler.


Nevşehir'de salıdan pazara kadar beş gün kaldım.Sakin, dingin,huzurlu,mutlu beş gün...Bir günümüzü Kayseri'de geçirdik Ali,Seval ve ben.Bu şehirde halletmemiz gereken bir sorun vardı.Umarım hallolmuştur,bekleyip göreceğiz.Bu arada Nevşehir'e geldiğim günün sabahı çok güzel kar yağdı,ama sonraki günler sonbahar tadındaydı.Neyse,bu güzel günlerin sonunda pazar günü Ankara'ya döndüm.Beklenmedik bir zamanda sürpriz bir tatil oldu benim için.Planlı olmaktan ziyade anlık duyguların yönlendirmesiyle yaşayan benim için bulunmaz bir fırsattı bu günler.Tekrarını diliyorum Allah'tan.

Henüz üç kişi dışında ziyaretçim olmasa da teorik olarak yüzbinlerce insanın ulaşması olasılığı bulunan bu sayfalara yazı yazmak benim için hiç kolay değil.Doğal olmayı,olduğu gibi davranmayı önemseyen ve böyle yaşamaya gayret eden bana bu sayfalarda içinden geldiği gibi yazmak zor geliyor.Bu nedenle yazdıklarımı biraz kuru,yavan buluyorum.Henüz memnun olacağım bir kıvamda değilim. Bakalım ilerleyen zamanda neler değişecek...





25 Kasım 2007 Pazar

GERÇEĞİMİZ

İnternet günlükçülüğü ile tanışalı 3-4 ay oldu.Tesadüfen Portakal Ağacı'nı buldum ilk önce,sonrası çorap söküğü gibi geldi.Özellikle yemek tarifi veren blogları incelerken bir çoğunun müdavimi oldum.Blogcuların hiçbirini tanımazken yaptıklarına hayran olmuştum. Ben de bir blog açmaya karar verdim ve hemen uygulamaya geçtim.Tam blogumu açtığım günlerde ziyaret ettiğim bloglardan birinin sahibinin ölüm haberini aldım Zuhal Yalçın'ın Karnavalı'ndan.Hiç görmediğim,sesini duymadığım,varlığından haberdar olalı ancak üç ay olan bu insanın ölümü beni hiç tahmin edemeyeceğim kadar üzdü.Adına açılan taziye defterinde yazılanları okuyunca SANAL dünyanın bu GERÇEK ölüm karşısındaki içtenliği beni çok şaşırttı.O satırları okurken göz yaşlarımı tutmakta zorlandım.Büyülü Mutfağın büyücüsü Esra Hanım'a Allah'tan rahmet diliyorum.Biz yaşayanlara sahip olduğumuzu sandığımız hiçbir şeyin bize ölüm kadar yakın olmadığını da hatırlattı.Tek gerçeğimiz ölümü hiç unutmadan, ama ona inat hayat için güzel şeyler üretmeye devam...

24 Kasım 2007 Cumartesi

Kardeşime...

Ali'ciğim merhaba,
Sevgili kardeşim,bak ablan nelerle uğraşıyor?Bu blogu iki gün önce açtım.Daha tam olarak ne işe yarayacağını bilmiyorum,ama en azından internet dünyasında bir şeyler öğrenmeme yarıyor şimdilik.Henüz sen ve Dilek dışında kimse bu sayfayı göremiyor,ilerde kendime daha çok güvendiğim günler gelirse herkesin izlemesine açabilirim.Seval'in fikrini de alalım,Seval sen nasıl buldun bu sayfayı?Belki senin içerikle ilgili önerilerin olur.Her türlü fikre açığım,eleştiriye de...Hadi,beni eleştirin.Daha iyiye ve güzele varmak için eleştirilerinize ihtiyacım var.İkinizi de öpüyorum canlarım benim .
Not:Saat ondan beri yazıya video eklemeye çalışıyorum saat şu anda 00.38 ,hala yapamadım.Bakalım yarın bu işi becermiş olacak mıyım?Beceremediğimi şu anda görmüş bulunuyorum,hata oluştu diye bir yazı çıktı,yarın yine deneyeceğim.İyi geceler...

Ramazan Bayramı

Bir ay boyunca Allah'ın emriyle oruç tutan müslümanlar bu sürenin sonunda bayram yaparlar.Oruç tuttukları günler boyunca günün izin verilen saatleri dışında yiyip içmekten uzak duran inananlar,bayram boyunca bol bol tatlı yerler,konuklarına ikram ederler.
Bayrama yakın günlerde insanlar evlerini bayram boyunca gelecek olan misafirlerine hazırlamak için temizlk yaparlar.Bir yandan da bu konuklara ikram etmek için baklavalar ,dolmalar,börekler yapılır.Bayram öncesi bu günler çok yorucu ve telaşlı geçer.Tabii bu arada Ramazan Bayramının en önemli ikramı olan şeker ve kolonya almayı da unutmamak lazım.Bayram öncesi hazırlıklarından biri de bayramlık giysilerin alınmasıdır.Özellikle çocuklar için bayramın anlamı yeni giysiler,ayakkabılar ve bol bol ,hatta midelerini bozacak kadar bol yiyecekleri şekerler demektir.En dar gelirli aileler bile çocuklarını yeni giysilerle sevindirmek için ellerinden geleni yaparlar.
Günlerdir hazırlanılan bayramın sabahında evin babası ve annesi erkenden kalkarlar.Baba bayram namazını kılmak için camiye giderken anne de kahvaltıyı babanın camiden dönüşüne hazır etmek içinmutfağa geçer.Çocuklar da kaldırılır,kahvaltının arkasından anne evi derleyip toparlarken çocuklar da bayramlık giysilerini giyip hazırlanırlar,aile üyeleri birbirlerinin bayramını kutlarlar.Çocuklar anne ve babalarının ellerini öperken onlar da çocuklarına bayram harçlığı verirler.Tabii bu arada yakın çevreden ,komşulardan erkenci çocuklar yola çıkmıştır bile.Kapı çalar,karşısında bazan sekiz on kişiyi bulan çocuk kalabalığıyla karşılaşır insanlar.Bu çocuklar komşuların bayramını kutlamak üzere gelmişlerdir.B u küçük ziyaretçilere bayramın vazgeçilmezi olan şekerler ikram edilir.Köylerde eskiden şeker yerine meyve,leblebi,kuru üzüm,hatta mendil gibi hediyeler verilirdi.Kimi yörelerde bu gelenek hala sürdürülmektedir.ALdıkları küçük armağanların sevinciyle uzaklaşan çocukların yerini birkaç dakika sonra başka çocuklar alacaklardır.
Ramazan Bayramlarının en büyük özelliği küçüklerin büyüklerini ziyaret etmesidir.Bayram dargınların barıştığı,Uzaktakilerin yaklaştığı,birbirini uzun zamandır görmeyenlerin kavuştuğu bir zaman dilimidir.Büyükler küçüklerin ziyaretine hazırlanırken küçükler yola düşerler.En yakın aile büyüklerinden başlanarak tüm yakınlar,ahbaplar,dostlar,arkadaşlar,komşular tek tek ziyaret edilir.Çok gezilecek yer olduğu için de ziyaretler mümkün olduğu kadar kısa tutulur.Ev sahiplerinin ısrarlarına karşılık da ''bayram ziyareti kısa olur'' cevabı verilerek yeni bir eve doğru yola çıkılır.Yine bu ziyaretlerde çocuklar en mutlu kişilerdir,çünkü bayram harçlıklarını almışlardır.Kısa sürede epey para sahibi olan çocuklar harçlıklarını daha çok çikolata,oyuncak gibi şeylere harcayarak arkadaşlarıyla hoş vakit geçirirler.
Bayramın ilk günü akşam yemeği genellikle anneanne ya da babaanne evinde diğer yakın akrabalarla birlikte yenir.Bütün ailelerin bir araya geldiği bu özel günler için nineler ne hazırlıklar yaparlar.Çocuklarını ve torunlarını sevindirmek için en güzel yemekleri pişirirler.
Üç günlük bayram süresince büyüyk bir ziyaret trafiği yaşanır.Durmadan şeker,çikolata,tatlı yiyen çocukların mideleri de bayram eder.Evlerine dönen aileler artık kendilerini ziyarete gelecek olan yakınlarını beklerler.Bu üç gün ,özellikle büyük şehirlerde yaşayan akraba ve dostların birbirlerini görmelerine imkan verdiği için sevinç ve heyecanla geçirilir.Çoğu zaman insanlar ancak bayramdan bayrama görüşme olanağı bulabildiği için bu günler birer fırsat olarak iyi değerlendirilmeye çalışılır.
Ramazan bayramı insanlar arasındaki bağları güçlendirdiği,aileleri,komşuları dostları görüştürüp yakınlaştırdığı için toplumsal yaşamda çok önemli bir yere sahiptir.Aynı zamanda toplumsal dayanışmanın da çok güzel örnekleri yaşanır.Ramazan bayramından önce imkanları kısıtlı olan insanlara fitre adı verilen yardımlar ulaştırılır.Hali vakti yerinde olan insanlar, bayram öncesi sevindirmek için yoksul çocukları giydirirler .Tabii bu yardımlar o insanların onuru kırılmadan yapılır.''

Bayram Yazısı



Bugün Dilek'e söz verdiğim bayram yazısını yazdım.Umarım beğenir,o yazıyı da yayınlamaya çalışacağım,becerebilirsem.

Yılın Ablası


Bugün çok hareketli ve güzel bir gündü.Sabah 10'da Zehra ile kahvaltı yapmak üzere buluştuk,saat bir buçuğa kadar beraberdik.Güzel şeyler paylaştık.Daha sonra ben markete gittim,acil birkaç ihtiyacı giderdikten sonra Cumhuriyet İlköğretimdeki arkadaşlarımı görmek üzere oraya gittim.İki yıldır görmemiştim,hepsini çok özlemişim,birkaç kişiyi göremedim,neyse kısmet değilmiş.Akşam yemeğinden sonra da Doğan'la birlikte Batıkent'teki yeni kiracımızı ziyarete gittik.Çok tatlı iki kız kardeşle tanıştım.
Bugünü asıl güzelleştiren ise Gizem'in yemeğimizi yapması,Gamze dersaneye giderken onun harçlığını vermesiydi.Bütün bunlardan dolayı onu yılın ablası,hatta annesi seçtik.Bu tutumun devamını diliyoruz.

22 Kasım 2007 Perşembe

Dilek'çiğim,
Bu yazı da senin için...Bu blogu dün gece deneme amaçlı oluşturdum.Bakalım geleceği olacak mı?Fikrini söylersin sonra...

İlk Yazı

Merhaba,
İşte bir blog sayfası...İlk adımı işte attık.Hayırlı olsun.Bakalım neler üretebileceğiz...